Kalem
New member
Pelé neden Ballon d'Or alamadı? Ödül sistemi, veri ve tarihsel bağlam üzerinden bilimsel bir inceleme
Pelé neden Ballon d'Or alamadı? Soruyu doğru kurmadan doğru cevabı bulabilir miyiz?
Bu konuya futbol tarihinden çok, ölçme ve değerlendirme problemi olarak yaklaşınca benim için de oldukça ilginç bir hâl alıyor. Çünkü ilk bakışta soru basit: Dünyanın en büyük futbolcularından biri neden dünyanın en prestijli bireysel futbol ödülünü kazanamadı? Fakat biraz araştırınca sorunun aslında “Pelé yeterince iyi miydi?” olmadığını görüyoruz. Asıl soru, Pelé'nin oynadığı dönemde Ballon d'Or'un kimi ölçmek üzere tasarlandığıdır.
Bu ayrım önemli. Bir ölçüm aracının sonucunu yorumlarken önce aracın kapsamını, örneklemini ve seçim kriterlerini bilmek gerekir. Örneğin bir sınav yalnızca Avrupa tarihi soruyorsa, dünyanın en başarılı Asya tarihi uzmanının düşük puan alması onun bilgisiz olduğunu değil, ölçme aracının kapsamı dışında kaldığını gösterir.
Ballon d'Or'un erken dönemindeki durum da buna oldukça benziyor. Ödül 1956'da oluşturulduğunda Avrupa'da oynayan Avrupalı futbolcuları değerlendiren bir ödüldü. Pelé ise kariyerinin büyük bölümünde Brezilya'nın Santos takımında oynadı. Dolayısıyla sorun yalnızca oy verenlerin Pelé'yi yeterince takdir etmemesi değildi; daha temel bir sorun vardı: Pelé, kariyerinin zirvesindeyken ödülün uygunluk havuzuna bile giremiyordu.
Bu yazıda tarihsel kuralları, Pelé'nin performans verilerini ve ödül oylamalarındaki olası sosyal yanlılıkları birlikte incelemek daha sağlıklı olacaktır.
Önce temel gerçek: Ballon d'Or başlangıçta dünya ödülü değildi
Ballon d'Or bugün “dünyanın en iyi futbolcusu” şeklinde algılanıyor. Ancak tarihsel olarak bu tanım doğru değil. France Football tarafından 1956'da başlatılan ödülün ilk döneminde Avrupa dışındaki futbolcular aday olamıyordu. Daha da önemlisi, yalnızca Avrupalı olmak yetmiyor; oyuncunun Avrupa'da bir kulüpte forma giymesi gerekiyordu. Bu sistem 1995'te değiştirildi ve Avrupa kulüplerinde oynayan futbolcular milliyetlerinden bağımsız olarak değerlendirmeye alınmaya başladı. 2007'de ise ödül tamamen küresel bir yapıya dönüştü.
Bu nedenle Pelé'nin 1958, 1959, 1960 veya 1970 gibi yıllarda Ballon d'Or alamamasını bugünkü kurallarla değerlendirmek tarihsel bir anakronizm olur.
Örneğin 1958'de 17 yaşındaki Pelé Brezilya ile Dünya Kupası'nı kazandı. FIFA verilerine göre turnuvada dört maça ilk 11'de başladı ve altı gol attı; yarı finalde Fransa'ya karşı hat-trick yaptı ve finalde İsveç'e karşı iki gol kaydetti.
Buna rağmen o yıl Ballon d'Or'u Raymond Kopa kazandı. Kopa'nın ödülü haksızdı demek ise bilimsel olarak fazla iddialı olur. Çünkü Kopa'nın seçildiği sistem Pelé'yi aday olarak değerlendirmiyordu.
Burada çok önemli bir metodolojik ayrım ortaya çıkıyor:
“Pelé Ballon d'Or'u kazanamadı” doğru bir ifadedir; fakat “Pelé, Ballon d'Or'u kaybetti” aynı derecede doğru değildir.
Kaybetmek için öncelikle yarışmanın içinde olmak gerekir.
1958 Dünya Kupası verileri bize ne söylüyor?
Pelé'nin 1958 performansı, ödülün kapsamı ile oyuncunun gerçek performansı arasındaki farkı anlamak için iyi bir vaka çalışmasıdır.
FIFA kayıtlarına göre Pelé turnuvaya grup aşamasının üçüncü maçında girdi. Ardından oynadığı dört karşılaşmanın tamamında Brezilya galip geldi. Altı golünün üçü Fransa'ya karşı yarı finalde geldi; finalde de iki gol attı.
Ancak ilginç biçimde 1958 Dünya Kupası'nın turnuva oyuncusu ödülü de Pelé'ye verilmedi; FIFA'nın tarihsel değerlendirmesine göre bu ödül Brezilyalı Didi'ye gitti.
Bu durum Pelé'nin olağanüstü performansını küçültmez. Tam tersine bize performans değerlendirmesinin tek bir değişkene indirgenemeyeceğini gösterir.
Gol sayısı, takım başarısı, maç sayısı, rakip kalitesi, pozisyon, oyun içindeki yaratıcı katkı ve turnuvanın genel etkisi gibi değişkenlerin tamamı farklı ağırlıklarla değerlendirilebilir.
Bugün gelişmiş futbol analizlerinde yalnızca gol sayısına bakmak yetersiz kabul ediliyor. Beklenen gol (xG), asist, yaratılan pozisyon, top ilerletme, baskı, pas kalitesi ve takımın hücum verimliliğine katkı gibi çok sayıda ölçüt kullanılıyor. Pelé'nin döneminde bu veri altyapısının bulunmaması ise tarihsel karşılaştırmayı daha da zorlaştırıyor.
Dolayısıyla Pelé'nin geçmiş performansını bugünün gelişmiş veri setleriyle yeniden değerlendirmek mümkündür; ancak bunu yaparken sonuçların gerçek tarihsel oyların yerine geçen deneysel tahminler olduğunu unutmamak gerekir.
1958, 1959, 1960 ve 1970: “Peki Pelé gerçekten kaç Ballon d'Or kazanabilirdi?”
Bu soruya en ilginç cevap 2016'da geldi.
Ballon d'Or'un 60. yılı dolayısıyla France Football geçmiş ödülleri uluslararası bir bakışla yeniden değerlendirdi. Bu çalışma, 1995 öncesindeki uygunluk kısıtlamaları kaldırılmış olsaydı hangi Güney Amerikalı oyuncuların öne çıkabileceğini geriye dönük olarak analiz etti.
Bu alternatif değerlendirmede Pelé'nin yedi farklı yılda ödüle layık görülebileceği sonucuna ulaşıldı: 1958, 1959, 1960, 1961, 1963, 1964 ve 1970. Ayrıca Garrincha, Diego Maradona, Mario Kempes ve Romário gibi Güney Amerikalı oyuncular da çeşitli yıllarda alternatif kazananlar arasında gösterildi.
Burada çok önemli bir bilimsel uyarı yapmak gerekiyor: Bu yedi sayı, “Pelé'nin aslında yedi resmi Ballon d'Or'u vardır” anlamına gelmez.
Bu, karşı-olgusal bir yeniden değerlendirmedir.
Yani araştırma sorusu şudur:
“O yıllarda uygunluk kuralları bugünkü gibi olsaydı ve aynı ödül mantığı uygulanmış olsaydı sonuç nasıl değişebilirdi?”
Bu, tarihsel veri analizinde counterfactual yani karşı-olgusal yaklaşım olarak düşünülebilir.
Dolayısıyla Pelé'nin resmi Ballon d'Or sayısı sıfırdır. Buna karşılık France Football'un geriye dönük değerlendirmesinde yedi olası zafer ortaya çıkmaktadır.
Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir.
Pelé'nin Santos'ta kalması neden istatistiksel olarak önemliydi?
Burada futbol ekonomisi ve coğrafyası devreye giriyor.
Ballon d'Or'un ilk döneminde Avrupa'da oynayan futbolcuların uluslararası görünürlüğü çok daha yüksekti. Avrupa kulüpleri kıta çapında düzenlenen Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası gibi organizasyonlarda sürekli karşılaşıyordu. Pelé ise Santos ile olağanüstü başarılar elde etmesine rağmen Avrupa merkezli ödül sisteminin coğrafi kapsamının dışındaydı.
France Football'un Pelé profilinde Santos kariyerinin kapsamı açıkça görülüyor: Brezilya şampiyonlukları, São Paulo şampiyonlukları, Copa Libertadores ve Kıtalararası Kupa gibi çok sayıda başarı bulunmaktadır. Ayrıca France Football kayıtlarında Pelé'nin Santos ile 1962 ve 1963'te Copa Libertadores'u kazandığı ve Kıtalararası Kupa'yı iki kez aldığı belirtiliyor.
Bu nedenle “Avrupa'da oynamadı” ifadesi basit bir coğrafi ayrıntı değildir. O dönemki ödül sisteminin erişim filtresidir.
Bugünün futbolunda dünyanın farklı bölgelerinden oyuncular aynı dijital yayın ekosisteminde izlenebiliyor. 1960'larda ise küresel medya dağıtımı, televizyon erişimi, maç kayıtları ve istatistiklerin standardizasyonu bugünkü düzeyde değildi.
Bu nedenle Pelé'nin performansının değerlendirilmesinde veri eksikliği de söz konusudur.
Peki oy verenlerde sosyal ve kültürel etkiler olabilir miydi?
Burada konu daha da ilginçleşiyor. Çünkü Pelé'nin Ballon d'Or alamamasını yalnızca “kurallar böyleydi” diyerek kapatmak, ödül sistemlerinin nasıl çalıştığına ilişkin daha geniş bilimsel soruyu kaçırmak olur.
Hakemli araştırmalar, futbol ödüllerindeki oyların tamamen mekanik ve tarafsız olmadığını gösteriyor.
Coupé, Gergaud ve Noury'nin Oxford Bulletin of Economics and Statistics dergisinde yayımlanan araştırması, FIFA'nın yılın futbolcusu ödülündeki oyları analiz etti. Araştırmacılar, oy verenlerin kendi ülkelerinden, milli takımlarından, kıtalarından ve liglerinden oyunculara orantısız biçimde daha fazla oy verme eğiliminde olduğunu buldu. Bununla birlikte araştırmacılar, bu yanlılığın toplam oy üzerindeki etkisinin çoğu durumda sınırlı olduğunu ve genellikle adaylar arasındaki kalite farkı çok küçük olduğunda sonucu değiştirebileceğini belirtiyor.
Daha yakın tarihli bir başka hakemli çalışma ise 2013-2019 arasındaki FIFA/Best FIFA erkek oyuncu ödüllerinin bireysel oylarını inceledi. Kopkin ve Roberts, performansın hâlâ önemli olduğunu ancak milliyet, dil, coğrafya ve diğer grup bağlantılarının da oy davranışıyla ilişkili olduğunu gösterdi. Araştırmada oyuncuların takım başarısı ve şöhret gibi unsurlara da önemli ağırlık verdiği tespit edildi.
Pelé neden Ballon d'Or alamadı? Soruyu doğru kurmadan doğru cevabı bulabilir miyiz?
Bu konuya futbol tarihinden çok, ölçme ve değerlendirme problemi olarak yaklaşınca benim için de oldukça ilginç bir hâl alıyor. Çünkü ilk bakışta soru basit: Dünyanın en büyük futbolcularından biri neden dünyanın en prestijli bireysel futbol ödülünü kazanamadı? Fakat biraz araştırınca sorunun aslında “Pelé yeterince iyi miydi?” olmadığını görüyoruz. Asıl soru, Pelé'nin oynadığı dönemde Ballon d'Or'un kimi ölçmek üzere tasarlandığıdır.
Bu ayrım önemli. Bir ölçüm aracının sonucunu yorumlarken önce aracın kapsamını, örneklemini ve seçim kriterlerini bilmek gerekir. Örneğin bir sınav yalnızca Avrupa tarihi soruyorsa, dünyanın en başarılı Asya tarihi uzmanının düşük puan alması onun bilgisiz olduğunu değil, ölçme aracının kapsamı dışında kaldığını gösterir.
Ballon d'Or'un erken dönemindeki durum da buna oldukça benziyor. Ödül 1956'da oluşturulduğunda Avrupa'da oynayan Avrupalı futbolcuları değerlendiren bir ödüldü. Pelé ise kariyerinin büyük bölümünde Brezilya'nın Santos takımında oynadı. Dolayısıyla sorun yalnızca oy verenlerin Pelé'yi yeterince takdir etmemesi değildi; daha temel bir sorun vardı: Pelé, kariyerinin zirvesindeyken ödülün uygunluk havuzuna bile giremiyordu.
Bu yazıda tarihsel kuralları, Pelé'nin performans verilerini ve ödül oylamalarındaki olası sosyal yanlılıkları birlikte incelemek daha sağlıklı olacaktır.
Önce temel gerçek: Ballon d'Or başlangıçta dünya ödülü değildi
Ballon d'Or bugün “dünyanın en iyi futbolcusu” şeklinde algılanıyor. Ancak tarihsel olarak bu tanım doğru değil. France Football tarafından 1956'da başlatılan ödülün ilk döneminde Avrupa dışındaki futbolcular aday olamıyordu. Daha da önemlisi, yalnızca Avrupalı olmak yetmiyor; oyuncunun Avrupa'da bir kulüpte forma giymesi gerekiyordu. Bu sistem 1995'te değiştirildi ve Avrupa kulüplerinde oynayan futbolcular milliyetlerinden bağımsız olarak değerlendirmeye alınmaya başladı. 2007'de ise ödül tamamen küresel bir yapıya dönüştü.
Bu nedenle Pelé'nin 1958, 1959, 1960 veya 1970 gibi yıllarda Ballon d'Or alamamasını bugünkü kurallarla değerlendirmek tarihsel bir anakronizm olur.
Örneğin 1958'de 17 yaşındaki Pelé Brezilya ile Dünya Kupası'nı kazandı. FIFA verilerine göre turnuvada dört maça ilk 11'de başladı ve altı gol attı; yarı finalde Fransa'ya karşı hat-trick yaptı ve finalde İsveç'e karşı iki gol kaydetti.
Buna rağmen o yıl Ballon d'Or'u Raymond Kopa kazandı. Kopa'nın ödülü haksızdı demek ise bilimsel olarak fazla iddialı olur. Çünkü Kopa'nın seçildiği sistem Pelé'yi aday olarak değerlendirmiyordu.
Burada çok önemli bir metodolojik ayrım ortaya çıkıyor:
“Pelé Ballon d'Or'u kazanamadı” doğru bir ifadedir; fakat “Pelé, Ballon d'Or'u kaybetti” aynı derecede doğru değildir.
Kaybetmek için öncelikle yarışmanın içinde olmak gerekir.
1958 Dünya Kupası verileri bize ne söylüyor?
Pelé'nin 1958 performansı, ödülün kapsamı ile oyuncunun gerçek performansı arasındaki farkı anlamak için iyi bir vaka çalışmasıdır.
FIFA kayıtlarına göre Pelé turnuvaya grup aşamasının üçüncü maçında girdi. Ardından oynadığı dört karşılaşmanın tamamında Brezilya galip geldi. Altı golünün üçü Fransa'ya karşı yarı finalde geldi; finalde de iki gol attı.
Ancak ilginç biçimde 1958 Dünya Kupası'nın turnuva oyuncusu ödülü de Pelé'ye verilmedi; FIFA'nın tarihsel değerlendirmesine göre bu ödül Brezilyalı Didi'ye gitti.
Bu durum Pelé'nin olağanüstü performansını küçültmez. Tam tersine bize performans değerlendirmesinin tek bir değişkene indirgenemeyeceğini gösterir.
Gol sayısı, takım başarısı, maç sayısı, rakip kalitesi, pozisyon, oyun içindeki yaratıcı katkı ve turnuvanın genel etkisi gibi değişkenlerin tamamı farklı ağırlıklarla değerlendirilebilir.
Bugün gelişmiş futbol analizlerinde yalnızca gol sayısına bakmak yetersiz kabul ediliyor. Beklenen gol (xG), asist, yaratılan pozisyon, top ilerletme, baskı, pas kalitesi ve takımın hücum verimliliğine katkı gibi çok sayıda ölçüt kullanılıyor. Pelé'nin döneminde bu veri altyapısının bulunmaması ise tarihsel karşılaştırmayı daha da zorlaştırıyor.
Dolayısıyla Pelé'nin geçmiş performansını bugünün gelişmiş veri setleriyle yeniden değerlendirmek mümkündür; ancak bunu yaparken sonuçların gerçek tarihsel oyların yerine geçen deneysel tahminler olduğunu unutmamak gerekir.
1958, 1959, 1960 ve 1970: “Peki Pelé gerçekten kaç Ballon d'Or kazanabilirdi?”
Bu soruya en ilginç cevap 2016'da geldi.
Ballon d'Or'un 60. yılı dolayısıyla France Football geçmiş ödülleri uluslararası bir bakışla yeniden değerlendirdi. Bu çalışma, 1995 öncesindeki uygunluk kısıtlamaları kaldırılmış olsaydı hangi Güney Amerikalı oyuncuların öne çıkabileceğini geriye dönük olarak analiz etti.
Bu alternatif değerlendirmede Pelé'nin yedi farklı yılda ödüle layık görülebileceği sonucuna ulaşıldı: 1958, 1959, 1960, 1961, 1963, 1964 ve 1970. Ayrıca Garrincha, Diego Maradona, Mario Kempes ve Romário gibi Güney Amerikalı oyuncular da çeşitli yıllarda alternatif kazananlar arasında gösterildi.
Burada çok önemli bir bilimsel uyarı yapmak gerekiyor: Bu yedi sayı, “Pelé'nin aslında yedi resmi Ballon d'Or'u vardır” anlamına gelmez.
Bu, karşı-olgusal bir yeniden değerlendirmedir.
Yani araştırma sorusu şudur:
“O yıllarda uygunluk kuralları bugünkü gibi olsaydı ve aynı ödül mantığı uygulanmış olsaydı sonuç nasıl değişebilirdi?”
Bu, tarihsel veri analizinde counterfactual yani karşı-olgusal yaklaşım olarak düşünülebilir.
Dolayısıyla Pelé'nin resmi Ballon d'Or sayısı sıfırdır. Buna karşılık France Football'un geriye dönük değerlendirmesinde yedi olası zafer ortaya çıkmaktadır.
Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir.
Pelé'nin Santos'ta kalması neden istatistiksel olarak önemliydi?
Burada futbol ekonomisi ve coğrafyası devreye giriyor.
Ballon d'Or'un ilk döneminde Avrupa'da oynayan futbolcuların uluslararası görünürlüğü çok daha yüksekti. Avrupa kulüpleri kıta çapında düzenlenen Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası gibi organizasyonlarda sürekli karşılaşıyordu. Pelé ise Santos ile olağanüstü başarılar elde etmesine rağmen Avrupa merkezli ödül sisteminin coğrafi kapsamının dışındaydı.
France Football'un Pelé profilinde Santos kariyerinin kapsamı açıkça görülüyor: Brezilya şampiyonlukları, São Paulo şampiyonlukları, Copa Libertadores ve Kıtalararası Kupa gibi çok sayıda başarı bulunmaktadır. Ayrıca France Football kayıtlarında Pelé'nin Santos ile 1962 ve 1963'te Copa Libertadores'u kazandığı ve Kıtalararası Kupa'yı iki kez aldığı belirtiliyor.
Bu nedenle “Avrupa'da oynamadı” ifadesi basit bir coğrafi ayrıntı değildir. O dönemki ödül sisteminin erişim filtresidir.
Bugünün futbolunda dünyanın farklı bölgelerinden oyuncular aynı dijital yayın ekosisteminde izlenebiliyor. 1960'larda ise küresel medya dağıtımı, televizyon erişimi, maç kayıtları ve istatistiklerin standardizasyonu bugünkü düzeyde değildi.
Bu nedenle Pelé'nin performansının değerlendirilmesinde veri eksikliği de söz konusudur.
Peki oy verenlerde sosyal ve kültürel etkiler olabilir miydi?
Burada konu daha da ilginçleşiyor. Çünkü Pelé'nin Ballon d'Or alamamasını yalnızca “kurallar böyleydi” diyerek kapatmak, ödül sistemlerinin nasıl çalıştığına ilişkin daha geniş bilimsel soruyu kaçırmak olur.
Hakemli araştırmalar, futbol ödüllerindeki oyların tamamen mekanik ve tarafsız olmadığını gösteriyor.
Coupé, Gergaud ve Noury'nin Oxford Bulletin of Economics and Statistics dergisinde yayımlanan araştırması, FIFA'nın yılın futbolcusu ödülündeki oyları analiz etti. Araştırmacılar, oy verenlerin kendi ülkelerinden, milli takımlarından, kıtalarından ve liglerinden oyunculara orantısız biçimde daha fazla oy verme eğiliminde olduğunu buldu. Bununla birlikte araştırmacılar, bu yanlılığın toplam oy üzerindeki etkisinin çoğu durumda sınırlı olduğunu ve genellikle adaylar arasındaki kalite farkı çok küçük olduğunda sonucu değiştirebileceğini belirtiyor.
Daha yakın tarihli bir başka hakemli çalışma ise 2013-2019 arasındaki FIFA/Best FIFA erkek oyuncu ödüllerinin bireysel oylarını inceledi. Kopkin ve Roberts, performansın hâlâ önemli olduğunu ancak milliyet, dil, coğrafya ve diğer grup bağlantılarının da oy davranışıyla ilişkili olduğunu gösterdi. Araştırmada oyuncuların takım başarısı ve şöhret gibi unsurlara da önemli ağırlık verdiği tespit edildi.